Gargara’dan Gargara’ya – 6
Ölmez ana Müslüman Türk milletinde sosyal dayanışma ahlak ve seciyesinin eşsiz bir numunesidir.
Müslüman Türkler birbirlerine son derece bağlı insanlardır. Bu ahlakı edinmelerinde âlemlerin efendisinin “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözleri son derece etkili olmuştur.
Başka medeniyetlerde karşılıksız kimse kimseye bir şey vermez. Oysa İslam – Türk medeniyetinde her şey yardımlaşma üzerinedir. Başta vakıflar olmak üzere İslam’ın koyduğu zekât, sadaka, infak ve benzeri mevzuat eşsiz bir medeniyet ortaya koymuştur.
Ecdadımızın kurduğu büyük medeniyetin en büyük örneklerinden birisi de “Ölmez Ana” kurumudur.
Ölmez Ana, malın anası asıl sahibine ait olmak üzere gelirlerinin bakana verilmesidir. Mesela elinde 200 koyunu, keçisi olan bir zengin bu mallarını isteyen kişilere istedikleri sayıda veriyor. Bu malların her yıl doğurduğu oğlak ve kuzuları tamamen ölmez anayı alan kişiye aittir.
Malın aslı ise her halükarda anlaşılan zamanda sahibine geri verilecektir. Yani bir kişi on koyunu bir sürü sahibinden ölmez ana olarak aldıysa bu on koyunu ya da yeni yetişen nesilden on adet koyunu istendiğinde sürü sahibine vermek zorundadır.
Koyun keçi veya ineklerden elde edilen yağ, sü, kıl ve yün ise iki taraf arasındaki anlaşmaya göre kullanılırdı. Genelde büyük bölümü işleten ve ölmez anayı alana ait olmakla beraber ölmez ana verene senede sağmal koyun, keçi ya da inek başına bir okka tereyağı verirdi.
Bu durumda “Ölmez Ana” alan muhtaç vatandaş hem yıl içinde ihtiyaçlarını karşılıyor hem de mala daha itina ile sahip çıkarak mal sahibine de kazandırmış oluyordu. Üstelik düzenli bir seyir izlerse on yıl içinde sıfırdan bir sürü sahibi olunurdu.
Ölmez Ana, Anadolu kapıları göçebe Türk kavimlerine açılalı beri Anamur, Ermenek ve Alanya yörelerinde ve Yörükler ve yerleşikler arasında çok yaygındır.
Ölmez Ana bir çeşit canlı hayvan kiralamasıdır. Canlı sağmal mallardan tercih edilmekte ve anlaşılan süre boyunca mala hiçbir zarar vermeden etinden sütünden ve kuzularından karşılıklı faydalanma esasına dayanır.
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır” düsturu sadece Müslüman Türklerde vardır. Türklerde her şey komşularla beraber yapılır, imece gibi bir gelenek Türklerden başka hiçbir millette yoktur.
Malı olmayanı kısa sürede mal sahibi yaparak ele güne muhtaç olmaktan kurtaran Ölmez Ana formülü yüzyıllardır Anadolu’da özellikle yaygın olarak Taş ilinde uygulana gelen bir töredir.
Bu törenin kaynağı da cenab-ı hakkın maun suresinde tavsiye ettiği ve uyardığı komşuluk sistemidir.
“1. Dini (hesap gününü) yalanlayanı gördün mü? 2. İşte o yetimi itip kakar. 3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. 4- O namaz kılanların vay haline ki: 5. Onlar kıldıkları namazdan gafildirler. 6. Onlar gösteriş yaparlar. 7. Ufacık bir yardıma dahi engel olurlar.”
Bilemezsin Bu Yurdu
Geçtin mi sen yürüyerek Kebeni
Tuttun mu hiç övendire, sabanı,
Altıntaş ne yanı, Üssüz ne yanı,
Sormadıysan bilemezsin bu yurdu.
Gördün mü hiç iki büklüm monayı,
Tohumluğa ayırdın mı manayı,
Çördüklerin üstüne tarhanayı,
Sermediysen bilemezsin bu yurdu.
Yan yanadır kara inler, ak inler,
Yıllardır susarlar, sakin sakinler,
Bol çakıllı koyaklarda ekinler,
Dermediysen bilemezsin bu yurdu.
Bilmezdik iğneyi, yutmazdık hapı,
Evimiz taşlardan, kıl çuldan kapı,
Harmanın üstünde düğenle sapı,
Sürmediysen bilemezsin bu yurdu.
Töremizde ölmez ana ve yarı,
İp ile çekerdik kıştan baharı,
Ağaçtan kürekle damlardan karı,
Kür’mediysen bilemezsin bu yurdu.
Tanımaz olmuşlar kardeş kardeşi,
Kuzgun bile beğenmiyor her leşi,
Yayla harmanında kuru ham keşi,
Dürmediysen bilemezsin bu yurdu.
Topladın mı kütüklerden odunu,
Aldın mı hiç böğürtlenin tadını,
Kuyubuca’ğında ılkı südünü,
Sağmadıysan bilemezsin bu yurdu.
İleri giderken düşün gerini,
Unutma haddini, öğren yerini,
Elindeki ik’ekmekten birini,
Vermediysen bilemezsin bu yurdu.














