Sabaha kadar pertledi o gece.
Sağına yatsa, soluna yatsa ne yapsa gözüne uyku girmemişti. Sabah erken bir işe niyetlendi mi hep böyle olur, gece uyuyamazdı.
Bir ara evin altındaki ahıra indi, malları yokladı. Hepsi onun eline bakıyorlardı. Elindeki bir helke yalı yüklü olan sarı ineğin önüne koydu. Kara inek, ala tana ve boz eşek buna biraz alındılar ama yapacak bir şey yoktu, sarı inek iki can besliyordu.
Erden yaylaya göndereceği en küçük çocuğunun hazırlanması gerekiyordu. O daha küçüktü bu yüzden mahalledeki büyük yaylaya gideceklere gündüzden tembihlemişti, oğlunu onların arkasına katıp yaylaya gönderecekti.
Eve çıktı tekrar yatağına uzandı. Odanın güneye bakan tek bir penceresi vardı, açılmayan pencerenin duvarlara gömülüp etrafı çamurla sıvanmış dikdörtgen bir camı vardı. Odadan dışarıyı ancak buradan seyrederlerdi.
Biraz daha dönüp ağdıktan sonra ay ışığının pencereden girip yavaş yavaş odayı aydınlatmaya başladığını gördü. Evin önündeki cevizin dalları da sanki ay ışığıyla içeriye girmiş hafif rüzgârla sallanıyordu.
Ay dede o günlerde pencereden içeriye dalarsa bu erin yaklaştığına işaretti. Tekrar kalktı ve uzun hayata çıktı, Ay dede bütün ihtişamı ile gününü yarılamıştı. Az geride ise Ülker ve terazi peş peşe ay gününün kuşluk vaktini müjdeliyorlardı.
Ortalık sap sakindi, sadece eltisinin zamansız öttüğünden “deli horoz” dedikleri horozu yine zamanı şaşırmış ötüyordu. Bir de her sene üç ayları tutan Hatça teyzenin abdest sırasında ayaklarını yıkarken çektiği “Eşhedü ellâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulühü” sesi ta susanın üzerindeki evlerinden duyuluyordu. Bu onun niyetlendikten sonra sabah namazını kılıp yatacağına işaretti.
Hemen ahıra inerek boz eşeği evin önüne çıkardı. Boynuna torbasını astı, eşek keyifle yarı samanlı arpaları katır kutur yerken o semeri yerleştirdi. El ipini, baş bağını kocacığa doladı.
Bu arada etrafta gıvşıltı çoğalmıştı, yaylacılar onun gibi eşeklerini, katırlarını hazırlıyorlardı.
Gündüzleyin büyük oğlunun yer bağdan toplayıp getirdiği yeni benleşmiş üzüm sepetini heybenin bir gözüne, bahçelerden elleriyle topladığı yarı göklü domates, kelek, ekin elması ve topak erik bulunan diğer sepeti de diğer gözüne oturttu.
Odaya çıkarak uyuyan çocuğunu "Guzum galk gayrı biselden yaylaya gideceksin" diye ilk uyandırmayı yapmıştı.
Ahırın bir köşesindeki tavukların bulunduğu kümese yöneldi. Tavuklar karanlık olduğu için bir iki hık mık etmekten başka yumurtaların alınışına ses çıkarmadılar. Buradan 3 yumurta alıp hayatın ucundaki ocaktaki sacayağına bir tava koyarak tereyağıyla pişirdi.
Boş azık alasını açarak içine 3 tane yufka koyup bir tastan aldığı sudan elleriyle çileyerek onları tavladı. Yumurtaları yufkaların arasına koydu, yanına iki kök yeşil soğanla oğlunun çok sevdiği yeşil bir tutam ıspanak ekleyip azık çıkısını kapattı.
Ortalık ağarmaya başlamıştı yaylaya gideceklerden çocuğu yanlarına katacağı İbrahim'in sesi geldi: "Sultan aba yavaş yavaş çıkıyoruz" dedi.
Hemen odaya giderek çocuğu kaldırdı "Hadi yavrum yüzüne bir su çal" diyerek elini yüzünü yıkamasını sağladı. Çocuk ilk defa erden yaylaya gidecek olmanın heyecanıyla yatağından doğruldu.
Hayatta hep dolu bulunan ıbrığın yanına varınca gözlerini açamıyordu. O günlerde yeni olmaya başlayan taze cevizi yatmadan önce çok yediğinden gözleri cibirle kaplanmıştı.
Böyle bir şey başına ilk kere geliyordu, korktu bir anda “Anaa ana!” Diye seslendi.
Anası hemen addüzden hayata gelince durumu anlamıştı: “Gorgma guzum gorgma! Ağşam sana dediydim, sabah gözünü açamazsın taze cevizi az ye deyi” diye söylenerek çocuğun gözlerini yıkadı.
Beraberce heybeyi semerin ortasına oturttular. Çocuğu da tahta merdivenin üçüncü basamağından semerin ortasındaki boşluğa yerleştirdi. Azık çıkısını çocuğa göstererek heybenin sağ tarafının üstüne bağladı.
"Guzum bunun içinde yufka ile yumurta var eller yediğinde sen de yersin" diye tembihledi.
Yayla yolcuları koca bunarın başında eşekleri ile katırlarıyla hazırdı.
Gurubun en uslusu olan İbrahim’e “İrbem gülüm bunun gözü gece görmez, bizim eşek de o yoldan ilk defa gidecek, göz gulak ol” dedi.
Çocuk, büyük bir sevinçle çıkmıştı yola. Çünkü yaylayı hazzediyordu.
Anası ise bu en küçük guzusunu ilk defa başkalarıyla yaylaya göndermenin gönül azabını çekiyordu.














