09 Nisan 2026 günü Ilgın'daki Karamanoğlu Pir Hüseyin Bey Ulucami’ni (Çukur Cami) ziyaret ettim. Bu gezimizde de “Karamanoğulları Devleti / Tarihi – Kitabeleri – İtibarı” adlı çalışmamız için oradaydık.

Burada, tam da caminin önünde yaşlı bir cami cemaatine, Pir Hüseyin Bey camiini sorunca epey düşündü; “burada öyle bir cami yok” dedi. Oysa caminin kapısı üzerindeki levhada bile “Pir Hüseyin Bey Camii” yazıyordu. Meğerse halk arasında Çukur Cami olarak ünlenmiş.

Pir Hüseyin Bey Karamanoğulları'nın mimari - askeri kanadı diyebileceğimiz Turgutoğulları ailesindendir. Turgut Bey'in oğlu olan Pir Hüseyin Bey'in Sarayönü'nde de aynı adla muhteşem bir eseri vardır. Bu konudaki makalemize bakınız.
Konya büyükşehir belediyesi tarafından Lala Mustafa Paşa külliyesi ile Çukur Cami arası birleştirilmiş bir tarihi yarımadaya dönüştürülmüş durumdadır.
Cami ortalama 30 metre eninde 60 metre uzunluğunda doğudan batıya doğru Karamanoğulları'nın genel yapısına uygun şekildedir. Aynen Ermenek Ulucami’de de olduğu gibi doğuda da batıda da birer giriş kapısı olsa da sadece batıdaki kapı kullanılmaktadır.

Dışarıdan gördüğünüz kubbe biçimindeki şeklin altında tam mihrap bölgesi bulunmakta ve içeriden, devasa kesme taştan yapılmış birer buçuk metre eninde 2 dikmenin üzerinde yığma tuğla ile yapıldığı görülür. Diğer bölgeleri ise 33 tane şu anda mermer dikmenin üzerinde ahşap direklerle örtülü haldedir.
Kendisi ile görüştüğüm İmam arkadaşımın verdiği bilgiye göre caminin içinde duvarlar haricinde, aslına uygun yapılmış olsa bile aslından bir eser yoktur.
2021 yılında girdiği restorasyondan yeni çıkan caminin oldukça kalabalık bir cemaati vardı. Ancak burada dikkatimi çeken bir şey şu; caminin içinden çepeçevre duvarları nem alması yüzünden sıvaları dökülmeye başlamış olduğunu gördüm. Caminin halk arasındaki adı Çukur Camii olmasından da anlaşıldığı üzre normal yol seviyesinden yaklaşık 2 metre aşağıdadır. Bu da nem almasında etkili olabilir diye düşünsek de buraya düz duvar yerine caminin içinden birer buçuk metre birer metre çevresini ahşap kaplama yapılabilirdi diye düşündüm. Bu konuyu sorduğum cemaat de bu konudaki üzüntülerini ve dileklerini dile getirdiler.

2009 yılı baskısı Haşim Karpuz'un Konya Kültür Envanteri adlı eserinde “cami hakkında koruma kanunu olmadığı” kaydı vardır.
Tarafımızdan transkripti yapılan Konya tarihi eserleri ve vakfiyeleri adlı Zafer Karakuş'un hazırladığı Silleli Said merhumun yazdığı eserde Pir Hüseyin Bey'in Ilgın’daki camisine Atik Cami adı verilmiştir. Hicri 823 miladi 1421 yılında Pir Hüseyin Bey'in düzenlediği vakfiyede Ilgın’da bazı arsaların ve Yenidiğin köyündeki bütün öşürlerin rekabe çıktıktan sonra bu cami çöalışanlarına ayrılıyor. Adı geçen gelirin 5 hisseye ayrıldığı ve bu 5 hisseden bir buçuk hissesi hatibe, bir buçuk hissesi camide Kur'an okuyan 4 hafıza, yarın hissesi müezzine, diğer yarım hissesi kayyuma kalan tek hisse de mütevelliye tahsis etmiştir.
Ilgın Karamanoğlu Turgutoğlu Pir Hüseyin Bey Ulucami’nin mihrabının 3 cephesinde Ayetel Kürsi üst tarafında da kıble ayeti ahşap olarak nakşedilmiş haldedir.
1938'de Konya müze müdürü olan merhum Yusuf Akyurt Ilgın Karamanoğlu Pir Hüseyin Bey Ulucami’nin mihrabının da mermer ve çini kaplı olduğunu söylüyor ancak şu anda mihrap çeşitli yenilemelerden sonra ahşaba dönüştürülmüştür.
Yine Yusuf Akyurt Ilgın Karamanoğlu hanedanlarından Turgutoğlu hanedanından Turgut Beyoğlu Pir Hüseyin Bey tarafından yaptırılan Ulucami’nin kıble duvarında dışta bulunan dokuz satırda göstrdiği Antik Yunanca bir kitabeden bahseder.
Bu kitabe ne anlama geliyor? Sorusunun yapay zekâ cevabı şöyledir:
1) Metnin Orijinali (Taş Üzerindeki Form)
Taş üzerindeki karakterlerin standart Grek alfabesine aktarılmış hali:
ΑΥΡ ΣΟΚΕCΤΙΝΑ
ΘΥΓΑΤΗΡ ΕΥΒΙΟC
ΚΕ ΟΥΙCΕ ΜΟΥ
ΜΑΡΚΕΛΛΟC
ΑΝΕCΤΙCΑ
ΜΕΝΤΩ ΛΥΚΥ
ΤΑ ΜΟΥ ΑΙΔΙΚΙ
ΚΑΛΛΙΜΑΧΩ
ΜΗΜΕΙ ΧΑΡΙΝ
2) Metnin Okunuşu (Transkripsiyon)
Metnin o dönemdeki muhtemel sesletimi ve gramer düzeltmeleri göz önüne alınarak okunuşu:
Aur(elia) Sokestina
Thygatēr Eubios
Ke (Kai) uie mou
Markellos
Anestisa (Anestēsa)
Men tō glyky (glykei)
Ta mou idiki (idiyō)
Kallimachō
Mnēmēs charin
3) Metnin Manası (Türkçe Çeviri)
Yazıt, bir aile mezarı veya bir anıt taşı niteliğindedir. Kelime kelime ve bağlamsal tercümesi şöyledir:
"Aurelia Sokestina; kızı Eubios, oğlu Markellos ve [eşi/yakını] Kallimakhos için, kendi tatlı/sevgili [yakınlarının] hatırasına (bu anıtı) dikti." Kaynak: Akyurt, Yusuf (1941) Resimli Türk Abideleri Cilt 1 Türk Tarih Kurumu yayınları
Ereğli Aksaray Karaman Akçaşehir İçeri Çumra Sarayönü ve Ilgın’daki Karamamanoğlu Mimari eseri Ulucamileri gezmiş görmüş olarak kanaatim şudur.
Karamanoğulları çevrelerindeki antik kentlerin yerlerde sürünen sütunlarını, sütun başlarını, dev kayalarını, lahitlerini köşelerini ve diğer her türlü yapı elemanlarını yerde sürünmekten yok olmaktan kurtarmış ve yeni bir medeniyetin yapı taşları haline dönüştürmüştür. Tabi ki bu ayakta olan yapıları yıkarak değil zamana yenik düşüp yıkılan harap olan ve malzemeleri yerlerde sürünen yapı elemanları olup devşirilip değerlendirilmiştir.
Bu, Karamanoğulları Devleti'nin İslam anlayışını da büyük ölçüde netleştirir. Şöyle ki: İslam dini bütün geçmiş dinlerin en gelişmişi ve insanoğlunun hayrına olan en son hali olup Allah'ın tek hak dinidir. Bu bakımdan daha önce Allah'a ibadet için yapılmış olan kiliselerin katedrallerin manastırların yapı taşlarını Müslümanların ibadetgâhı olan camilerde mescitlerde kullanmaları o yapı elemanlarının asıl maksadına da uygun düştüğü kesindir. Bu asıl maksat tevhittir ve tek Allah'a ve onun elçilerine inanmaktır.














