Karamandan Bir Tehcir Hikâyesi / Gargara’dan Gargara’ya - 7
Ermenek’teki Yayabaşı’nın nutkundan sonra halk arasında bir tedirginlik vardı; acaba bize de gelecekler mi? Kimleri götürecekler? Gibi sorular yaygındı.
Köyün muhtarı ve imamı, toplu bulundukları dev biladanların dibinde halkı tedirgin olmamaları hususunda uyarıyorlardı;
“Osmanlı Devleti buradan götürdüklerine çok daha fazla toprak vererek iskân ediyormuş, aileleri bölmüyormuş, elinde avucunda ne varsa dokunmuyormuş, bir de yanında götüremeyeceğiniz gayrimenkulleri rayiç bedelinden paraya çevirip teslim ediyorlarmış.”
Dediklerinde;
Halk arasından bazıları: ben öküzümü hiçbir öküze, sarı ineğimi başka hiçbir ineğe değişmem, katırımı daha yeni semerlemiştim, derken bazıları da: benim bağımın, bahçemin ve tarlamın emsali dünyada yoktur, bizim üçüz doğuran sarı keçilerimiz başka nerede bulunabilir? Diyorlardı.
Aralarından medrese, rahle görmüş bir aksakallı öne çıkarak: komşular, ben medresedeyken bir arkadaşım anlatmıştı, onları da köylerinden başka yere alınca istedikleri canlı mallarını gemiye yükleyip götürmüşler. Ayrıca Osmanlı bürokrasisi arasında; eğer Karamanoğlu arkamızı yanı Anadolu’yu Ermeni ve Moğollardan temizlemeye devam etmeseydi bizlerin Avrupa’ya fetihlerde bulunmamız imkânsız olurdu, şeklinde bir kanaat hâkimdir, dedi.
Bu aksakallının adı Fazlullah oğlu Veysel’di. Gargara’da doğmuş, Tol Medreseden sonra İstanbul’da da tahsil gördükten sonra çeşitli görevler ifa edip memleketine geri dönmüştü.
Onun sözleri üzerine milletin yüzünde tatlı bir tebessüm belirmişti.
Fazlullah oğlu Veysel devamla: Ne çabuk unuttunuz, Fatih Sultan Mehmet daha İstanbul’u fethetmeden önce eniştesi beyimiz İbrahim Beyden isteyerek dillere destan hekimimiz Beşir Çelebi’yi götürmedi mi?
Hepimiz Beşir Çelebi’nin sarayda ağırlandığını, özel doktoru olduğunu ve tıbbi sebeplerle yeni bir saray yaptırması için padişahı ikna ettiğini duyduk, öyle değil mi?
Fazlullah oğlu Veysel, Beşir Çelebi örneğini verince halkta büyük ve derin bir memnuniyet meydana geldi.
Fazlullah oğlu Veysel devamla:
“Müslüman kardeşlerim, çoğunuz duymuşsunuzdur, son bir yılda Larende’de çok acı olaylar yaşandı. Aslında Rum Mehmet Paşadan önce Larende’ye gelen Mahmut Paşa “zarar görmedikçe zarar vermek yok” ilkesini uyguluyordu.
Mahmut Paşaya olan kin ve garazından dolayı Fatih Sultan Mehmet’e onu; Karamanlılardan rüşvet alıyor, sadece fakirleri İstanbul’a sürgüne gönderiyor, diye gammazlaması üzerine padişah yerine Rum Mehmet Paşayı Karamana gönderince adeta İstanbul’un intikamını alır gibi Karamanı yakıp yıktı, çoluk, çocuk, kadın kız demeden en ağır zulüm ve cefalarda bulundu.
Bu yakıp yıkma olayı padişaha arz edilince derhal görevine son verip Rum Mehmet Paşayı it gibi tepeleyip idam ettikten sonra yerine İshak Paşayı gönderdi.
Fatih, İshak Paşaya, Karamanlılara zulmeden hain Rum’un intikamının alındığını söylemesini ve tahribatın tamirata dönüşmesini söyledikten sonra sürgünlerin zorla değil gönüllü yapılmasını ferman buyurdu.
İshak Paşa tarafından Larende’den 385 hane Ermeni İstanbul’a sürüldü, İshak Paşanın tehcir ettikleri arasında Ortodoks Karamanlılar da çoğunluktaydı, böylece Larende’de Müslüman nüfusun kahir ekseriyete erişmesi de gaye ediniyordu.
Aileleri bölmeyecek olduktan ve hiçbir kaybın yaşanmayacağı taahhüt edildikten sonra Allah’ın arzı geniştir, bundan yararlanmak ve hicret niyetiyle yer değiştirmekte kimsenin bir zararı da olmaz.
Hepiniz duymuşsunuzdur, Ermenek’e gelen Osmanlı zaptiyeleri şu anda İshak Paşanın emirlerini uyguluyorlar. İshak Paşanın talimatında iki nokta dikkati çekiyor;
Birincisi zorla sürgün olmayacak ve sürülenler ve gönüllü hicret edeceklere Balkanlardaki yeni alınan mümbit topraklarda en az elli dönüm ekenek tarla verilecektir.
İkinci noktaysa sanat erbabına İstanbul’da ya da ihtiyaç duyulan bir Avrupa şehrinde bütün tezgâhlarıyla donanımlı bir dükkân verilecektir.”
Meseleye bir de şu zaviyeden bakalım Müslüman kardeşlerim, diye devam etti, aksakallı zat:
“Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: «Ne işte idiniz!» dediler. Bunlar: «Biz yeryüzünde çaresizdik» diye cevap verdiler. Melekler de: «Allah'ın dünyası geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!» dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisa 97)
“Şimdi doğrusu, bu kayalar ülkesi olan Taş ilinde topraklarımız az, kepirlerden tarla edip ekin ekecek yer arıyoruz, öyle değil mi?
Bir de bu ayette değinildiği dibi dünya sıkıntısından ahiret vazifelerini yapmaya zaman bulamıyoruz yerine göre, dünyayı biraz daha rahat geçirmek elimizde, Allah’ın ayette dediği gibi, Allah’ın yeryüzü geniştir. Bu fırsat elimize geçmişken değerlendirmek ve iki dünya saadetine yelken açmak daha uygun diyenlere ne sıkıntı ola ki?
Ayrıca dün gelen ulaklardan şu haber bana kadar ulaştı: peygamber aleyhisselamın müjdesine mazhar olarak İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet tarafından: Larende’den İstanbul’a gelecek olan Müslümanlar, fetih sırasında kâfirlerden boşalan evlerden, dükkânlardan ve köşklerden istediklerine konabilirler, diye ferman buyurulmuştur.
Ayrıca Karamanoğullarının büyük hekimi Beşir Çelebi benim Tol Medreseden hocamdır.”
Gelecek bölüm: Beşir Çelebi ile Tol Medresedeki çalışmaları ve Mecmuatü’l-fevâid adlı eseri














