Yayla harmanları ailenin en heyecanlı zamanıdır devamlı.
Komşularla “sizin kaç kile buğdayınız oldu?” sorularına iyi bir cevap vermek için hep bu gün beklenirdi.
Koyakların, yamaçların ekinleri araya ikişer metre mesafe koyarak aile boyu herkesin bir orakla biçmeye başladıkları an heyecan başlardı.
Önce, biçilen ekinler deste deste olduğu yere bırakılır sonra bir orağa birkaç deste kıstırarak harmana toplanırdı. Harman biraz uzaksa eşeklere denklenip getirilirdi. Buna deste çekme denirdi.
Harman, ekinsiz, sert, çayırlık bir düz alana ya da altı toprak olmayan genellikle say bir düzlüğe kurulurdu.
Mükremin’in işi gene sığırlara ve keçilere bakmaktı. Destelenip olduğu yere bırakılan ekin yığınlarına saldırıp bir pataz kapmak için inekler daima bir boşluğunu kollarlardı.
Bazen ekinleri biçmek günlerce sürdüğünden ara boşluklarda sığır gütmek çok daha zordu. Sadece sığırlar değil, kuşlar da desteleri kollar danelerden aşırmak için insansız anını gözlerlerdi.
Desteler harmanda billenince Mükremin’in en keyifli zamanı başlardı. Koyaklara baştanbaşa sığırları salıverir kendisi palazını beslemeye ağırlık verirdi.
*
Harmana toplanan saplar birkaç gün iyice kurumaya bırakılır sonra düğen koşulurdu.
Sert bir çayırlık alana hazırladıkları harmanda zaman zaman taptaze toprak tümsekleri görülürdü. Bunları köstebek, gözsüz köpek adlı bir yeraltı memeli türü hayvanın yaptığını ağabeyi söylemişti.
Harmanda saplar yığılıyken böyle kıpkırmızı taze toprak hasada zarar verdiğinden köstebek takibe alınır, taze toprağı alttan dürtmeye başladığı anda etkisiz hale getirilmeye çalışılırdı.
Mükremin’in ailesinin öküzleri yoktu, düğene iki ineklerini koşarlardı her zaman. Yine öyle yaptılar.
İneklerin sapa saldırmasını önlemek için bazı tedbirler alınırdı, çünkü aşırı dene yerlerse inekler şişe kalır derlerdi. Yani deneyi hazmedemeyen sığır hastalanıp ölürdü.
Bunu önlemek için ağızlarına bez kese ya da sepet geçirilirdi. Mayıslarının sapı kirletmemesi için de düğenin yanı başında ortası hafif oyuk bir tahta alet bulunur sığırlar kuyruklarını kaldırır kaldırmaz altına tutularak tersi dışarı atılırdı.
Düğen; altında çakmak taşları dizili iki parça, ön kısımları gemilerdeki gibi hafif yukarıya kalkık bir buçuk iki metre boyunda, bir metre eninde bir ağaç aletti. Çakmak taşları yani sapa gelen kısımları keskin taşlar sapı saman haline getirirdi. Bunu daha hızlı yapmak için ağır bassın diye düğene bazen sürücünün arkasına çocukları oturturlardı.
Mükremin evin en ufak çocuğuydu ağabeyleri ona: bin datlım, dediler mi hemen hareket halindeki düğene atlar, onunla harman etrafında dönmekten büyük keyif alırdı.
Sabahleyin koşulan düğen bir gün sonra öğleye doğru samana dönüşürdü. Atı ve gölüğü olanlar ise aynı ağızı yarım günde çıkarırlardı.
Harman kayıtları: düğen, boyunduruk, ok, övendire, dirgen, yaba ve ölçme aleti kutudan ibaretti. Kutunun yarısına timin, dörtte birine de çeyrek denir ayrı ölçekleri bulunurdu. Kutuyu ölçerken bazı şeylerde yığa, bazılarında da sile olarak ölçülürdü. Kutuyu doldurunca eli üzerinden silerek taşanları indirince sile, dökülünceye kadar koymaya da yığa denirdi. Ceviz yığa, buğday sile ölçülürdü.
Dirgen, ucu iki çatallı uzunca ağaçtan mamul bir aletti, onunla düğenin geçeceği yerden ayrılan saplar yola getirilirdi.
Saplar sürülüp samana dönüşünce iş yabaya düşerdi. İyi bir kaba yel eşliğinde iki eliyle yabayı kavrayan Sultan ana, besmele çekerek savurmaya başlardı.
Böylece saman bir tarafa, dene bir tarafa yığılırdı. Kaba yelin esmesi en çok akşamüzeri ve sabah erken saatler olurdu.
Kaba yel olmazsa aşağı yel, o olmazsa tepe yeline de razı olunur yaba bir iner bir kalkardı.
Bazen yel esmeyince, besmeleyi ikiye çıkaran Sultan ana bir an önce buğdayları çuvallamak azmiyle yabaya yapışırdı.
Harmandaki saplar samana ve deneye dönüşünce ortaya birçok ürün meydana çıkardı:
En değerlisi buğday, sonra saman, samanın biraz ufağı ve daha uzağa uçanı yavru saman, samanın biraz kalını buğdaya yakın duran ağırlıkta gökten inen kısmı kesmik.














