Gargara’dan Gargara’ya 8
32 sene önce!
Fazlullah oğlu Veysel Efendi 1430’lu yıllarda Ermenek Tol Medersede astronomi ve tıp bilimleri ana bölüm dalı başkanı büyük hekimbaşı Beşir Çelebiyle olan talebe hoca münasebetini ve onun İstanbul’a nasıl alındığını halka ince ince anlattı:
“Ben o zamanlar otuz yaşlarındaydım, Beşir Çelebi 65 yaşlarındaydı.
Gargara’dan birkaç talebesi vardı, birisi de bendim.
Mecmuatü’l-Fevaid adlı takriben 600 sayfalık büyük tıp kitabını yazıyordu. İbn-i Sina’nın el-Kanun fi’t-tıbbından da alıntılar yapıyor, İbn-i Sina bugün yaşasaydı Ermenek dağlarındaki otlardan çok terkipler çıkarırdı, derdi.
Ayrıca Beşir Çelebi, başta Kalinos ve Hipokrat olmak üzere antik çağ doktorlarından da önemli görüşleri kitabına koydu. İslam Medeniyetine büyük hizmet etmiş Zehravi, Cami, Minhaç sahibi, İbn-i Baytar, İbn-i Müellif ve Razi gibi birçok Müslüman hekimden de tıbbi reçetelerinde alıntılarda bulundu.
Benimle çok alakadar oluyordu, ben ona Ermenek’in, Gargara’nın ve İzvid-i Ulvi’nin kuzeylerinde yer alan bozkırları kendi isteği üzerine defalarca gezdirdim.
Beşir Çelebi Gargaranın Üssüz yaylasının da isim babasıdır, aslında o, ıssız, demişti ama halk bunu Üssüze çevirdi. Üssüzü çok severdi, Üzssüze çıktığımızda, Ayıbeleni, Sorkun, Üçpınar, Akarca, Balkusan ve Tekeçatı yaylalarını beraber dolaşırdık.
Buralardaki nebatatın bolluğundan ve şifa kaynağı olduğundan hayran kalırdı. Bütün nebatlardan numuneler alıp çeşitli hastalıklara deneyler yaptı.
Üssüz yöresi yaylalarında orman olmaması ve sadece ıtırlı bitkilerle mücehhez olması nedeniyle birçok hastalığa şifa olan terkip ve macunlarda, haplarda ve merhemlerde Üssüz nebatatı kullanmıştır.
Beşir Çelebi Mecmuatü’l-Fevaid / yararlı tıbbi terkipler adlı eserinde yer alan birçok ilacın Üssüz yöresi otlarından yapıldığını belirtmek için “Şih-i Ermen / Ermenek acı yavşanı, Kil-i Ermen / Ermenek kili gibi tabirler kullanmıştır.
Özellikle Üssüz yaylasında yetişen ve bir Sa’ter / kekik türü olan Güvey otuna sık sık yer vermiştir.
Üssüz seyahatimizde yatılı da giderdik bazen, akşamleyin Karamanoğlu Türbesi civarında konuşlanan yaylacı Gargaralılarda ve Yörüklerde misafir olurduk.
Yörüklerle de hep tıbbi ilaç ve şifalar üzerine konuşur onların ürettikleri katran, bise ve ziftin nelere yararlı olduğunu onlardan dinlerdi. Bu hususta adı geçen eserinde birçok terkibe ve merheme yer vermiştir.
Mecmuatü’l-Fevaid adlı hekimimizin bu eseri sanıldığı gibi sadece otlardan değil maden, hayvan ve otlar olmak üzere üç büyük alandan şifalı ilaçlar üretme yollarını yazmıştır.
Hangi maden hangi hastalığa şifadır, hangi hayvanın - evcil olsun yabani olsun- hangi organı hangi derde devadır belirtmiştir. Nebatat ise eserde ansiklopedik olarak en büyük yeri tutmaktadır.
Beşir Çelebiye, o zamanlar elimde olan ve Arapça olarak şifa kaynaklarını tasnif edip tıbbi ölçü ve tartıları anlatan on sayfalık bir risaleyi de teklifim üzerine kitaba eklediler. Bu risale şu girişle Arapça aslı gibi yazıldı:
“Bil ki bu satırlar, şu anda da mevcutları bulunan, yaşamakta olan abdaldan Resul oğlu Ali oğlu Ömer oğlu Yusuf oğlu Ömer oğlu Melik Eşref telifinden çıkarılmıştır.”
Ayrıca hekimimiz Beşir Çelebi şifalı bitkilerin, hayvanların ve madenlerin tamamını alfabetik olarak yazarak kitaptan istifadeyi kolaylaştırmıştır.
Mecmuatü’l-fevaid’in son yüz sayfasında Hacı Zelnel Attar namıyla bilinen Ensari Hüseyin oğlu Ali’nin “Türk, Arap, Acem, Süryani ve Yunan kaynaklarında deva – ilaç adları” isimli kitabı yer almaktadır.
Hekimimiz Mecmuatü’l-Fevaid’i tamamlayıp sunuma hazırladıklarında kitabın başına kendisi için ne yazılması hususunu bizzat bana sordular. Ben kendisi için şu şekilde yazmasını tavsiye ettim:
“Hekimlerin başı, önden gidenlerin lideri, eşyanın gerçeklerini bilen, doktorların en üstünü, Mevlana Beşir Çelebi hazretlerine ki kendi eleştirel yeteneklerinden ve temiz, bağlı yüreğinden bu kitap ortaya çıkmıştır.”
Beşir Çelebi Mecmuatü’l-Fevaid’i tamamlayınca baş tarafında İbrahim Beyimize sunum olarak şunları yazdı:
“Bu kitabın kaleme alınmasına yol açan ve önder olan sebep: Acemlerin Sultanı, milletlerin hâkimi, kalem ve kılıç sahibi, Acem ve Arapların iyiliklerinin kefili, Suskunlar Yurdunun mülkünün varisi, güvenlik sancağını yükselten, dünyanın en adaletli sultanı, Konya vilayetinin önderi, parlak ve aydınlık İslam Dininin Allah’ın inayetiyle yardımcısı, Mehmet Han oğlu Karamanlı Sultan İbrahim - Allah saltanatını sürekli, delilini parlak, yardımcılarını güçlü, iktidarını uzun kılsın- Bey hazretlerinin yüce emri ve değerli yazısı olmuştur.”
Bu ithafla bu dev eserin kaleme alınması Karamanoğlu Beyi II. İbrahim Bey (1423-1464) tarafından istendiği açıkça belirtilmektedir.
Hekimimiz Mecmuatü’l-Fevaid’i istinsah için bana da görev verdiler. Bana Mısıra gönderilecek olan nüshaları istinsah vazifesini tevdi etmişlerdi. Geceleri sabahlara kadar çalışıyor Mısıra gönderilecek üç nüshayı bitirmeye çalışıyordum.
Sonunda üç nüsha Mısıra gönderildi, Mısır Memluk Türk imparatorluğunun yurduydu, İslam hilafet merkezi burası olduğundan Karaman Beyleri buraya tabi olarak hükümdarlık yapıyorlardı.
Osmanlı sultanlarıyla anlaşamamalarının sebeplerinin en büyüğü buydu.
Ama Osmanlı sultanları çok akıllıca bir hareketle Karaman beylerini de aileye kattılar.
Birinci Murad’ın kızı Nefise Hatun’un 1378’de Karamanoğlu Alaeddin beyle evlenmesi, Yıldırım – Timur harbi sonrası değişmekle beraber, Alaeddin beyin Osmanlıya tabi olmayı kabul etmesiyle sonuçlandı.
Çelebi Mehmet’in kızı İncu Hatun ise, Karamanoğlu Alaeddin Bey’in Nefise Hatun’la evliliğinden olan oğlu yani beyimiz İbrahim beyin babası II. Mehmet’le evlidir. Yani şimdiki beyimiz İbrahim Bey’in annesidir.
Çelebi Sultan Mehmet kızı İlaldı Sultan da beyimiz Karamanoğlu II. İbrahim Bey ile 1426 yılında evlendi.
I. Murad’ın kızı Nefise Hatunun torunu olan ve 1406 yılında doğan II. İbrahim Bey, 58 yıl yaşamış ve yaklaşık 40 yıl tahtta kalmıştı.
Görüldüğü gibi Müslüman kardeşlerim, beyimiz İbrahim Beyin annesi, anneannesi ve babaannesi Osmanlı kızlarıdır. Bu sultan kızların Karamanda ve Konya’da nice vakıflar kurduklarını, Darulhuffaz ve Darulhadisler tesis ettiklerini hep duyduk, öyle değil mi?
Beyimiz, Fatih Sultan Mehmet’in 1450 yılında namını duyduğu dünyanın en büyük doktoru Beşir Çelebiyi Edirne’ye isteyince derhal göndermiştir.
Hepimiz Beşir Çelebi’nin sarayda ağırlandığını, özel doktoru olduğunu ve tıbbi sebeplerle yeni bir saray yaptırması için padişahı ikna ettiğini duyduk, öyle değil mi?
Âlemlerin efendisi peygamberimiz de Mekke’den Medine’ye hicret ettiler ve bu hicret nice hayırlara vesile oldu.
Bizlerin de Gargaradan ve Karaman yurtlarından hicretimiz Allah bilir ne hayırlara vesile olacaktır.
Belki Avrupa’da nice insanlar bizim elimizle hidayete erecek, yeni devletler kurarak İslam Medeniyetini ihtişama götüreceklerdir.”
Abdülkadir usta, Fazlullah oğlu Veysel Efendi, konuşmaya başlayınca, biladanın karşısındaki dükkânında çekici örse vurmak üzere kaldırmıştı, sözünü bitirdiği anda havada tuttuğu çekiç tekrar örse indi.
Akşamleyin Fazlullah oğlu Veysel Efendinin anlattıklarını Ünzile’ye hararetle anlatmaya başladı.














