Ülkücülük; bir kişinin adıyla, bir makamın gücüyle ya da dönemsel siyasi tercihlerle tarif edilebilecek bir duruş değildir. Ülkücülük, Türk milletine ve devletin bekasına adanmış bir fikir ve ahlak çizgisidir. Bu çizginin en temel özelliği ise ' tutarlılık ve hafızadır.
Türkiye’nin yakın tarihinde terörle mücadele, yalnızca bir güvenlik politikası değil; on binlerce canın bedel olarak ödendiği, toplumsal hafızaya kazınmış bir acılar sinsilesidir. Abdullah Öcalan, Türk yargısının kesinleşmiş kararlarıyla bir terör örgütünün kurucusu ve yöneticisi olarak hüküm giymiştir. Bu süreçte yaşanan kayıplar, resmî kayıtlara ve milletin vicdanına kazınmıştır.
Bu nedenle, kamuoyunda bu isim etrafında kullanılan her ifade, yapılan her siyasi değerlendirme; geçmişte verilen bedellerle birlikte ele alınmak zorundadır. Toplumun bir kesiminde oluşan rahatsızlığın kaynağı da tam olarak budur. Bu rahatsızlık, devlete ya da terörle mücadeleye karşı bir duruş değil; söylem değişikliklerinin yarattığı tutarlılık sorgusudur.
Siyaset, elbette değişen şartlara göre yeni değerlendirmeler yapabilir. Ancak bu değerlendirmeler yapılırken, geçmişte kullanılan dilin ve ortaya konulan sert tutumların tamamen yok sayılması beklenmemelidir. Toplumsal hafıza, dün söylenenle bugün söylenen arasındaki farkı görür ve bunu sorgular. Bu sorgulama, demokratik toplumların doğal refleksidir.
Ülkücü hareketin hassasiyeti de burada ortaya çıkar. Bu hassasiyet; kişilere yönelik bir karşıtlık değil, ilkelere bağlılık talebidir. Eleştiri, düşmanlık değildir. Sorgulama, yıkıcılık değildir. Aksine, fikrî hareketlerin canlılığını korumasının en temel şartıdır.
Unutulmamalıdır ki ülkücülük, lidere mutlak bağlılık anlayışı üzerine kurulmamıştır. Ülkücülük; Millete, Devlete ve Ülküye sadakati esas alır. Bu nedenle bir Ülkücünün, kamuoyunda tartışma yaratan söylemleri eleştirmesi; dava dışı değil, dava içi bir refleks olarak görülmelidir.
Hiçbir siyasi aktör, geçmişte yaşanan acıların ve verilen bedellerin üzerinde bir konumda değildir. Şehitlerin hatırası, siyasal tartışmaların dışında ve üstündedir. Bu hatıraya gösterilen hassasiyet, herhangi bir kişi ya da makamla ölçülemez.
Sonuç olarak şunu açık ve net biçimde ifade etmek gerekir:
Ülkücü duruş, yanlış görülen bir konuda susmamayı gerektirir.
Bu duruş, kişilere göre şekil almaz.
İlkeler, isimlerden büyüktür.
Ve evet; bir Ülkücü için ölçü bellidir.
İhanet olarak görülen bir tutum karşısında tavır almak, ülkücülüğün gereğidir.
Bu, Bahçeli olsa bile değişmez.














